İçeriğe geç

Güvenli Bölge: Barış Birliği

Emir Ömer Yazdı

ÖZ

Bu çalışmanın iki amacı vardır. Birincisi Suriye savaşında kilit rol oynayan çatışma noktalarını saptamaktır. İkincisi uygun bir çözüm sunmaktır. Çatışma noktalarını saptamak çözüm geliştirebilmek için önem teşkil etmektedir. Çalışmanın ilk bölümü Suriye savaşına zemin oluşturan ana unsurları belirlemek için Suriye siyasi tarihini ele alıyor. Çatışma noktalarının inşa süreçlerini açıklıyor. Fransız manda yönetimi döneminde uygulanan böl ve yönet stratejisinin etnik ve dini farklılıkları derinleştirdiğini belirtiyor. İkinci bölüm ana çatışma noktalarını saptıyor. Suriye’nin etnik ve dini çeşitlilik gösterdiğini vurguluyor. Ana çatışma noktalarının ”Milliyetçilik” ve ”Mezhepçilik” olduğunu saptıyor. Üçüncü bölümüde Suriye savaşına çözüm arayan uluslararası aktörlerin faaliyetleri ve izlenen yollar inceleniyor. Cenevre konferanslarının ve Suriye Anayasa Komitesi’nin çözümü sağlayamadığı belirtiliyor. Sonuç olarak bu çalışma Türkiye’nin oluşturduğu Güvenli Bölge’ye bir yönetimin atanmasını ve kurulacak bir Hükümetlerarası örgüt ”Barış Birliği”nin bölge yönetimini denetlemesini öneriyor. Ayrışmayı önlemek için birliğin hiçbir mezhep veya millete ait olmaması gerektiğini ve ancak bu düşünceyle hareket eden bir birliğin bölgede barışı sağlayabileceğini belirtiyor.

Anahtar Kelimeler: Suriye İç Savaşı, Müslüman Kardeşler, Güvenli Bölge
JEL Kodları: N450, F50, F510

SAFE ZONE: PEACE UNİON

ABSTRACT

This study focuses on two objectives. One is determining conflict zones in Syrian civil war. Second one is reccomending a solution. Determining the conflict zones may give opportunity to find out a solution to Syrian war. First part of this study explains how main conflict zones constructed throughout history. France mandate system used divide and rule strategy to be able to control Syria. Divide and rule strategy developed ethnicity and religious conflicts in the area. Second part of this study consist of determining main conflict zones. Syria has various ethnicities living together. Therefore, nationalism and denominational differentiation are main conflict zones. Third part of the study examine key activities of international actors on Syrian war. Geneva Conference was not able to finish the war. Niether Syrian Constitutional Committee find a solution. İn conclusion, an intergovermental organization (IGO) may bring peace to the region. This study recommends an organization which is called ”Peace Union”. Peace Union have to stand against natinolasim and religious denomination.

Key Words: Syrian Civil War, Muslim Brotherhood, Safe Zone
JEL Codes: N450, F50, F51

Giriş

Bu çalışma, Suriye savaşında kilit rol oynayan çatışma noktalarının saptanması ve mümkün olan en uygun çözümün belirlenmesi için yazılmıştır. Fikir ayrılıklarının ve çatışma noktalarının belirlenmesi çözüm için önem teşkil etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, Suriye’nin siyasi tarihi ele alınmıştır. Suriye tarihinin zamanla inşa ettiği olgular üzerinde durulmuştur. Bölgede kurulan çeşitli imparatorluklar Suriye halkına çeşitlilik kazandırmıştır. Bölgede kurulan Aram İmparatorluğu ve İncilin bazı bölümlerinin Aramice yazılması Hristiyan dini için bölgeyi kutsal yapmıştır. Hristiyanlığın yayılışı Suriye’de başlamıştır (Khella, 2017). Hristiyanlar için kutsal kabul edilen Suriye 636 yılında Halid bin Velid’in bölgeyi ele geçirmesiyle Müslümanlar için de kutsal kabul edilmiştir. İslam düşüncesindeki farklılaşma mezheplerin doğmasına sebep olmuştur. Bu durum bölgenin mezhepsel olarak bölünmesine sebep olmuştur. Suriye’de İslam dinin farklı mezheplerini görmek mümkündür (Özgöker, 2016). Mezhepsel farklılıklar fikir çatışmalarına yol açsa da Suriye 20. Yüzyıla kadar İslam devletlerinin yönetiminde kalmıştır. Fransa’nın Suriye’yi işgali ile bölge Fransız manda yönetimine girmiştir. Fransa bölgede böl ve yönet stratejisini kullanmıştır. Bölgede fikir ayrılıkları ve çatışmalar yaratarak ülkeyi küçük yönetimlere bölmüş ve yönetmiştir. Fransızlar mezhepsel farklılıkları derinleştirmek için azınlıklara destek vermiştir (Yıldırım, 2016). Fransa 1946 yılında Ortadoğu’da uyguladığı politikayı değiştirerek, manda yönetimini kaldırmıştır. Bağımsızlığını kazanan Suriye manda dönemi etkisini üzerinden atamamış ve darbeler dönemiyle karşılaşmıştır. Manda yönetiminin derinleştirdiği ve inşa ettiği fikir çatışmaları etkisini bağımsızlık döneminde de göstermiştir. 1970 yılında yapılan darbe sonucu Hafız Esad ülkeyi ele geçirmiştir. Hafız Esad azınlık grup olan Nusayri mezhebindendir. Esad yönetimi boyunca mezhepçiliği öne çıkarmıştır. Yönetimde kendi kabilesinden veya Nusayri mezhebinden olan kişilere görev vermiş ve kendine bir iktidar ağı örmüştür (Şöhret, 2016). Bu durum, Sünni çoğunluğu rahatsız etmiş ve Müslüman Kardeşler hareketinin güçlenmesini sağlamıştır (Akkaya, 2016). Hafız Esad’ın ölmesiyle yerine oğlu Beşar Esad geçmiştir. Özgürlük isteyen muhalefetin ayaklanması, Suriye savaşının başlamasına sebep olmuştur. Savaşın şiddetlenmesi sonucu Türkiye sınır güvenliğini korumak için Suriye’de Güvenli Bölge oluşturmuştur.

Çalışmanın ikinci bölümünde, Suriye’de inşa edilen çatışma noktaları saptanmıştır. Bölgede uygulanan böl ve yönet stratejisi çatışma noktalarını inşa eden en önemli unsurdur. Ulus-Devlet fikri ve milliyetçilik manda yönetimi döneminde inşa edilmiştir. Bölgede manda yönetiminden sonra yükselişe geçen Arap milliyetçiliği ve azınlıkların ulus devlet kurmak istemeleri, yaşanan çatışmanın temelini oluşturur (Koyuncu, 2018). Manda yönetiminin ayrıştırıcı politikası dini mezheplerin de milliyetçi fikirlerle hareket etmesine neden olmuştur. Buna göre, Suriye’deki çatışma noktaları; ”Milliyetçilik” ve ”Mezhepçiliktir”. Çalışmanın üçüncü bölümünde, uluslararası aktörlerin Suriye savaşı için çözüm arayışları ele alınmıştır. Suriye savaşını sonlandırmak için yapılan Cenevre konferansları çözümü sağlamamıştır (Polat, 2016). Türkiye, İran ve Rusya’nın çözüm için kurduğu Suriye Anayasa Komitesi çözüm sunamamıştır. Sonuç olarak, uluslararası aktörlerin çıkarları farklılık gösterdiği için çözüm sağlanamamaktadır. Bölgeye barışın hakim olması için muhaliflerin birlik olması ve bir yönetim oluşturması gerekmektedir. Barışın ilk adımı Türkiye’nin oluşturduğu Güvenli Bölge de atılabilir. Güvenli Bölgeye bir yönetim atanmalı ve kurulacak bir hükümetlerarası örgüt (IGO) yönetimi denetlenmelidir. Örgütün adı Barış Birliği olmalıdır. Barış Birliği hiç bir millet veya mezhebe ait olmamalıdır.

1.Suriye Siyasi Tarihi

Suriye MÖ 3500’den günümüze farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan bazıları; Sümerler, Aram İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu, Emeviler, Abbasiler ve Osmanlı İmparatorluğu’dur. MÖ. 12. Yüzyılda Arabistan’dan Suriye’ye gelen Aramiler bölge halklarıyla birleşerek Arami İmpratorluğunu kurdu. Aramiler Sami dilini kullanırdı. Bugün bölge halkının Sami ırkından geldiklerini söylenmesinin nedeni budur. Sam Hz. Nuh’un büyük oğludur (Yıldırım, 2016). Bölgenin önceki ismi Aram bugünkü Suriye sınırlarından daha geniş bir bölgeyi kapsamaktaydı. Aram bölgesi; Akdeniz’in doğusu, Anadolu, yukarı Dicle ve Kuzey Arabistan’a kadar olan bölge olarak tanımlanabilir. Hristiyanların kutsal kitabı İncil’de de bu bölge Aram isimiyle geçmektedir. İncil’in bazı bölümleri Aramice yazılmıştır (Khella, 2017). Hristiyanlığın yayılışı, Aram bölgesinde olan Antakya’da Pagan dinine inanan insanların Hristiyan olmayı tercih etmesiyle başladı. Yahudi kökenli Hristiyanların Antakya’da İncil’i Paganlara tebliğ etmesi Hristiyanlık tarihinde dönüm noktası olarak kabul edilir. Buna göre; Antakya’da kilise kuran ilk Hristiyanlar iki ayrı soydan geliyordu: Birincisi Romalı paganlar, ikincisi ise Yahudilerdir. Antakya kilisesi zamanla Süryani kilisesi olarak adlandırılmıştır. Süryanilerin Aramilerin torunu olduğu kabul edilir. Süryanilik günümüzde Hristiyanlığın bir mezhebi olarak tanımlanır. Günümüzde, Suriye bölgesinde çeşitli Hristiyan mezhepleri vardır. Bunlar: Ortodoks, Katolik, Asuriler, Keldaniler, Süryaniler, Maruniler ve Protestanlardır. Suriye’de dünyadaki Hristiyan mezheplerin bir mozaiği görülmektedir (Özgöker, 2016). Hristiyanlar için kutsal kabul edilen Suriye bölgesi İslam’ın çıkışı ve yayılmasıyla Müslümanlar için de kutsal kabul edilmiştir.

Suriye’nin 636 yılında Halid bin Velid tarafından İslam coğrafyasına dahil edilmesi, Suriye halkının kaderini şekillendiren en önemli tarihi olaylardan biridir. Hz. Ömer tarafından 661 yılında bölgeye vali olarak atanan Muaviye Emeviler devletini kurdu. Şam ve Halep camileri ve kervansaraylarıyla Mekke, Medine ve Kudüs’ün ardından önemli merkezler haline geldi (Yıldırım, 2016). Emeviler devletinin kurulduğu tarihte İslam’da mezhep anlayışı yoktu. Hz. Ali’nin hilafeti döneminde başlayan siyasi mücadeleler neticesinde fikir ayrılıkları ortaya çıktı. İslam dininde mezhep dendiğinde iki farklılaşmayla karşılaşılmaktadır. Birincisi, İslam düşüncesinde felsefi konuları öne çıkaran İtikadi-Kelami mezhepler ki bunlar: Harici, Şii, Matüridi gibi mezheplerdir. İkincisi, ibadet ve birey-toplum ilişkileriyle ilgilenen Fıkhi-Ameli mezhepler ki bunlar: Hanefi, Şafi, Maliki gibi mezheplerdir (Özgöker, 2016). Fıkhi-Ameli mezheplere mensup kişilere kısaca Sünni denir. Dini fikir ayrılıkları çözülmesi çok zor bir sorunlar yumağı oluşturmuştur. Bu durum, günümüzde bölgede yaşanan mezhep çatışmasının temeli oluşturur. Dini ve etnik açıdan bir mozaik olarak tanımlanan Suriye, fikir ayrılıklarından en çok etkilenen bölgelerden biri olmuştur. Günümüzde Suriye’de birçok etnik ve dini toplumsal gruplar birlikte yaşamaktadır. Etnik ve dini gruplardan bazıları: Araplar, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Yahudiler, Çerkesler, Yezidiler, Nusayriler, İsmaililer, Dürzilerdir (Koyuncu, 2016). Fakat dini fikir ayrılıkları bölge halkını bölemeyecek ve Emeviler devletinden sonra kurulacak çeşitli İslam devletleri bölgenin kontrolünü 20. Yüzyıla kadar elinde tutacaktır.

1516 yılında Osmanlı hakimiyetine giren Suriye imparatorluk için önemli bir bölgeydi. İslam coğrafyasında hakimiyet kurmak Osmanlı sultanlarına saygınlık kazandıryordu. Suriye’nin Şam şehri, İslam’ın beş temel esasından biri olan hac ibadetini yerine getirmek için yola çıkmış kafilelerin güvenliklerinin sağlanması ve ihtiyaçlarının karşılanması açısından haccın başlangıç yeri olarak kabul edilmişti. Bu nedenle Suriye İslam’ın kutsal topraklarına giden yolların denetimi için önemliydi. Ayrıca hac için yapılan harcamalar Suriye’den alınan vergilerle karşılanıyordu. 19. Yüzyılda Osmanlı’nın güç kaybetmesiyle bölgedeki hakimiyeti zayıfladı. Fransız ihtilali ile Avrupayı derinden etkilemeye başlayan ulus devlet fikri, Ortadoğu’da Arap milliyetçiliğinin gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağladı (Yıldırım, 2016). Ulus devlet ve buna paralel milliyetçilik fikirlerinin gelişmesinde ve yaygınlaşmasında şüphesiz Fransız ihtilalinin etkisi olmuştur. Ulus devletlerin kurulabilmesi ve ulus inancının oluşabilmesinde, milliyetçi fikirler büyük önem teşkil eder (Aydın, 2018). Suriye’de Arap bağımsızlığını savunan ilk örgüt 1875 yılında Suriye Protestan Koleji’nde okuyan beş genç tarafından kuruldu. Bu grubun argümanı yönetimin adaletsizliği ve Türkleştirme politikaları izliyor olmasıydı. Örgüt kısa sürede üye sayısını arttırdı ve Şam başta olmak üzere önemli şehirlerde şubeler açtı. Açılan bu şubeler okul görevi görüyordu. Okullarda üyelere Batı değerleri ve milliyetçilik üzerine dersler veriliyordu. Ancak Fransa’nın ulus devletçi ve milliyetçi fikirlerinden sadece Hristiyan Araplar değil Müslüman Araplar da etkilendi (Yıldırım, 2016). Osmanlı’ya karşı kullanılan Arap milliyetçiliği fikri bölgeyi kısa sürede etkisi altına aldı.

Osmanlı’ya karşı Protestan Koleji’nde kurulan örgüt ile benzer bir argüman kulanan Karam Khella (2017), Osmanlı’nın bölge halkına uyguladığı ağır vergilerin sonucu ayrılık fikirlerinin ortaya çıktığını, vergiler yüzünden birçok işletmenin kapandığını ve çiftçilerin göç etmek zorunda kaldığını belirtiyor. Bu durumun, bir çok direnişe sebep olduğunu fakat Osmanlı’nın saldırgan bir politika izleyerek direnişleri katliamlarla bastırdığını belirtiyor. Khella’ya göre: ”19. Yüzyılda Osmanlılar iyice zayıflamaya başladığında, Avrupalı sömürgeciler Osmanlı bünyesinde gelişen özgürlük hareketlerine karşı Osmanlı’yı desteklemiştir” (Khella, 2017). Fransa ve İngiltere’nin Suriye üzerindeki amaçları ”Skyes-Picot” antlaşmasının deşifre olmasıyla belirginleşmiştir.

1.1. Skyes-Picot Anlaşması ve Fransız Manda Yönetimi

I. Dünya Savaşı başlamadan önce İngiltere Ortadoğu ile ilgili iki temel soruna odaklanmıştı. Birincisi, Fransa’nın Ortadoğu’yu istemesiydi. İkincisi, halife karşısında denge oluşturabilecek etkili bir isim bulmaktı. İngiliz Muhafazakar Partisi’nden Avam Kamarası üyesi Mark Sykes Fransa’nın Suriye konusunda ikna edilebileceğini düşünüyordu. Fransa ise, İngilizlerin Suriye’yi işgal etme planı olduğuna inanıyor ve Suriye’yi İngilizlerden önce işgal etmek istiyordu. 1916 yılında Fransız Georges Picot ve İngiliz Mark Sykes Ortadoğu’yu nasıl paylaşacakları konusunda gizli bir antlaşma yaptı. Sykes-Picot antlaşmasına göre bugünkü Lübnan ve Suriye Fransız yönetimine bırakılıyordu. Picot, Filistin ve Suriye’yi ”Ortadoğu’nun Fransa’sı” olarak görüyordu. Fransa Suriye kıyıları ve Lübnan’da hakimiyet kurmak istiyordu. Skyes ise Osmanlıya karşı isyan başlatabilmek için Suriye’de bir Arap krallığının kurulmasını istiyordu. Ayrıca, Fransa’yı Musul’a kadar sokarak İngiliz bölgeleri ile Rusya bölgeleri arasında tampon olacak bir Fransız bölgesinin kurulmasını istiyordu. Antlaşma taraflar için tatmin edici nitelikteydi. Fransa kendi etkisinde bir Suriye Arap krallığına evet demişti. Suriye kıyıları ve Lübnan da Fransa’nın kontrolüne bırakılıyordu. Fakat 1917’de Rusya savaştan çekildi (Yıldırım, 2016). Dolayısıyla İngiltere’nin Ortadoğu’da bir Fransız tampon bölgesine ihtiyacı kalmadı. İngiltere Skyes-Picot antlaşmasını iptal ederek, Suriye’de kurulacak Arap krallığının tek hakimi olmak istedi. İngiltere Başbakanı Llyod George, antlaşmayla Fransızlara verilen bölgenin, İngiliz kontrolündeki Arap lidere verilmesini istedi. Skyes-Picot antlaşmasının geçersiz olduğunu savundu (Yıldırım, 2016).

1917 sonbaharında başlayan ve bir yıl süren saldırı sonucu Eylül 1918’de Suriye İngilizlerin eline geçti. İngiltere’nin Suriye’yi işgal etmiş olması Fransız birliklerinin Suriye’ye girmesini engelledi. İngiltere’nin desteklediği Arap lider Faysal’ın taraftarları, onun yokluğunda seçim yaptılar ve Skyes-Picot antlaşmasını hükümlerinin yok sayılması çağrısında bulundular. Faysal’ın üzerindeki baskının artmasıyla, Arap lider 6 Mart 1920’de Suriye Kongresi’ni toplantıya çağırdı ve 8 Mart 1920’de ”Suriye Bağımsızlık Deklarasyonu” kongrede kabul edildi. Suriye’nin yeni hükümeti Ali Ridha al Rikabi’nin başbakanlığında kuruldu (Yıldırım, 2016). İngiltere’nin desteklediği Faysal etkisini kaybetmişti. Bağımsızlık ilanı Fransa ve İngiltere’nin sert tepkisine neden oldu. 22 Mart’ta Lübnanlı Hristiyanlar, Lübnan’ın Suriye’den bağımsız olduğunu ve Fransız mandasını kabul ettiğini ilan ettiler. 25 Nisan 1920’de Fransa ve İngiltere San Remo Konferansı’nda tekrar bir araya geldi. Konferansta Lübnan ve Suriye’nin Fransız mandası, Filistin ve Irak’ın İngiliz mandası olmasına karar verildi (Yıldırım, 2016).

Fransa’nın Suriye’yi istemesinin iki temel nedeni vardı: Birincisi, Fransızların Suriye’ye yaptığı yatırımları garanti altına almaktı. İkincisi, Ortadoğu’da bir sömürge elde etmek istemesiydi. Fransa bölgede hakimiyetini güçlendirmek için ”böl ve yönet” stratejisini takip etti (Yıldırım, 2016). Böl ve yönet stratejisi: Fikir ayrılıkları oluşturur veya var olan ayrılıkları belirginleştirerek çatışma ortamı yaratır. Çatışma ortamı bölge halkının bölünmesini ve küçük yönetimlerin sömürgeci güç tarafından kolaylıkla yönetilmesini sağlar. Fransa böl ve yönet siyasetini ilk olarak Lübnan’da uyguladı. Öncelikle Lübnan’ın sınırları Suriye aleyhine genişletildi ve 31 Ağustos 1920’de Lübnan’ın kurulduğu ilan edildi. Lübnan devletinin kurulmasından sonra Fransa Suriye’de Şam, Halep devletlerinin ve otonom Alevi (Şii) bölgesinin kurulduğunu ilan etti. 1 Mayıs 1921’de Dürzi otonom bölgesi ilan edildi. Bu bölge Şam’ın güneyinde yer alıyordu. Büyük oranda Şii’nin yaşadığı Lazkiye de ayrı bir devlet oldu. 1922 yılında Suriye Cebel Dürüz bölgesi ile birleştirildi ve federasyon kuruldu. Ancak federasyon yapısı kısa sürdü ve yerine Şam, Halep ve Hatay’ın dahil edildiği Suriye devleti oluşturuldu. Alevi ve Dürzi devletleri ise 1936-1939 hariç Suriye devletinin dışında kaldı. Şiilerin Fransız manda yönetimine verdikleri destek daha sonraki dönemlerde iktidara gelmelerini sağladı. Özellikle, Fransızların açtığı okullara ilgi gösterenler Şii mezhebine mensup gençler okullarda Fransız eğitim sistemine göre eğitiliyordu (Yıldırım, 2016). Fransa ulus devlet anlayışı ve milliyetçi ideolojiyi açtığı okullarla inşa ediyordu.

Fransa manda yönetimi süresince çeşitli isyanlarla karşılaştı fakat yönetimi bırakmadı. 1936 yılında Fransa’da yeni kurulan sosyalist Leon Blum hükümeti strateji değişikliği yaptı. İsyancılarla anlaştı ve Fransa-Suriye Dostluk ve İttifak antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre manda yönetimi üç yıl içerisinde kaldırılacaktı. Ancak Şii bölgelerinde Suriye sınırına dahil edilecek olmasına bazıları karşı çıktı. Şii bölgelerinin Suriye ile birleşmesine karşı çıkanlar Haziran 1936’da Leon Blum’a mektup gönderecek ve şikayetlerini belirteceklerdi. Mektupta imzası olanların içinde Hafız al Esad’in babası Süleyman el Esad’da bulunmaktaydı. Haziran 1937’de Blum hükümetinin iktidardan düşmesiyle yeni hükümet kuruldu. Fransa’nın yeni hükümeti yapılan antlaşmanın hatalı olduğunu savunuyordu. Suriye’de manda yönetiminin devam etmesini istiyordu. Yeni hükümet yapılan antlaşmanın mecliste reddedilmesini sağladı ve manda yönetimi devam etti. Manda yönetimi süresince çeşitli isyanlarla karşılaşan Fransa 1945 yılında çıkan bir isyan sonucu stratejisini değiştirdi. Suriye ve Lübnan’daki askeri varlığını sona erdirmeye karar verdi. Suriye 1946 yılında bağımsızlığını kazanmış oldu (Yıldırım, 2016).

1.2. Darbeler ve Hafız Esad Yönetimi

1946 yılında Fransa’nın manda yönetimin kaldırılmasıyla Suriye bağımsızlığını kazandı. Fakat Suriye’nin demokratik parlamenter sistemi ülkenin içinde bulunduğu olumsuz şartlardan dolayı çok kısa sürdü. Söz konusu olumsuz şartlar; manda yönetimi döneminde başlayan siyasi ve toplumsal değişimler ve yansımaları olan askeri darbelerdir. Fransızların uyguladığı ”Böl ve yönet” stratejisi nedeniyle çeşitli etnik ve dini gruplara destek verilmiş bunun sonucu farklı güç dengeleri oluşturulmuştur. Mezhepsel ve etnik farklılıklar belirginleştirilmiştir (Şöhret, 2016).

1949-1970 yılları arasında darbeler zinciriyle karşılaşan Suriye’de ilk darbe 30 Mart 1949’da gerçekleşti. Sünni General Hüsnü Zaim yönetimi ele geçirdi. Zaim kendisini Cumhurbaşkanı ilan etti ve siyasi faaliyetleri yasakladı. Ancak sadece 5 ay yönetimde kalabildi. Ağustos 1949’da General Sami Hınnavi darbe yaparak yönetimi ele geçirdi. Hınnavi siyasi partilerin tekrar faaliyete geçmesine izin verdi. Suriye ve Irak’ı birleştirmek için plan yaptı. Plana göre Suriye ve Irak tek devlet olacaktı. Fakat birleşme fikrine karşı çıkan muhalefetteki sol çevreler bu planı emperyalist bir komplo olarak görmekteydi. Irak ile birleşmeye karşı olan Albay Edip Çicekli Aralık 1949 yılında darbe yaparak yönetime el koydu. 1952 yılında muhalefetin güçlenmesiyle ülkede siyasi partileri yasaklayan Çiçekli, yeni bir anayasa hazırlattı. Yeni anayasa ile Suriye’de devlet başkanlığı sistemine geçildi. Fakat Çiçekli’nin bu hamlesi yeni bir darbeye engel olamadı. Edip Çiçekli 1954 yılında gerçekleşen darbe sonucu iktidardan uzaklaştırıldı. Ülkede seçim kararı alındı. 1954 yılında yapılan seçimlerin sonucu Baas Partisi 142 kişiden oluşan mecliste 17 sandalye kazanmıştı (Şöhret, 2016). Baas partisinin ideolojisi liberal sosyalizm ve milliyetçiliğin bir karışımı olarak ifade edilebilir. Baas kelime anlamıyla diriliş yeniden doğuş anlamına gelir. Avrupa (liberal) sosyalizmi vasıtasıyla Arap halkının yeniden doğuşunu ideal edinmiştir. Baas partisinin milliyetçi doktrini Arapların tek bir devlet altında birleşmesine işaret etmiştir. Baas partisinin kutsal olarak gördüğü üç şey vardır: Arap birliği, özgürlük ve sosyalizm (Koyuncu, 2018).

1957 yılındaki seçimlerde Baas partisinin Komünist partiyle ittifak yapması başarı getirdi. Baas partisi iktidara geldi. Fakat ittifak kısa sürdü. Baas partisi Mısır lideri Cemal Abdül Nasır ile ittifak yapmak istiyordu. Fakat Nasır Komünistlerle anlaşmak istemiyordu. Mısır’da da Komünist partiyi kapatmıştı. Bu yüzden, Komünist partiyle yapılan ittifak dağıldı. Baas hareketi ve Nasır’ın amaçları Arap birliğini kurmaktı. 1957 yılının Aralık ayında görüşmeler başladı ve 1 Şubat 1958 yılında Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu. Ancak kurulan Arap Cumhuriyeti çok uzun ömürlü olmadı. Eylül 1961’de Albay Kerim el-Nahlavi liderliğindeki ordunun gerçekleştirdiği darbe sonucu Birleşik Arap Cumhuriyeti sona erdi. Ordu Aralık ayında seçim kararı aldı. Seçim yapıldı ve Muhafazakar partiler seçimi kazandı. İktidara gelen hükümet Irak ile yakınlaşma politikası izledi. Bu durum Baas partisinin tepkisini çekti. 23 Şubat 1966 tarihinde Hafız Esad ve Salah Cedid etrafında toplanmış Dürzi ve Nusayri subaylar, Suriye tarihinin en kanlı darbesini yaptı. Esad ve Cedid yönetimi ele geçirdi. Fakat çok zaman geçmeden kendi aralarında fikir ayrılığına düştüler (Şöhret, 2016). Cedid ve Esad arasında doğan rekabet Baas partisi ve ordu mücadelesine dönüştü. Cedid Baas partisini arkasına alırken, Esad orduda önemli bir güce ulaştı. 1967 yılında İsrail’e karşı çıkan savaşla birlikte Esad’ın yetkileri arttırıldı. Fakat, Suriye savaşı kaybetti. Esad yenilginin faturasını sivil yönetime kesmişti. Bu durum, Cedid’in partideki etkisini azalttı. Salah Cedid’in politikalarından rahatsız olan Hafız Esad 13 Kasım 1970’de yeni bir darbe yaparak yönetimin tek hakimi oldu. Esad yaptığı darbe sonucu Suriye’nin ilk Nusayri kökenli Cumhurbaşkanı oldu (Koyuncu, 2018). Şii mezhebi: Nusayri, Dürzi, İsmaili gibi alt mezheplere bölünmüştür.

Hafız Esad yönetimi ele geçirdikten sonra iktidarını sağlamlaştırıcı stratejik hamleler yaptı. Öncelikle Sünni bir liderin arkasından ülkeyi yönetmek yerine, yönetimi kendi tekeline aldı. Emniyet, istihbarat ve güvenlik için kilit noktalara kendi kabilesinden Nusayri kökenli insanları görevlendirdi (Şöhret, 2016). Baas partisinin liderlik modeli kolektif liderliğe dayanır. Fakat Esad Mısır lideri Nasır’dan etkilenerek başkanlık sistemi kurdu. 13 Mart 1971’de yapılan anayasa ile iktidarını sağlamlaştıracak başkanlık sistemini yürürlüğe soktu (Koyuncu, 2018). Esad yönetiminde bazı siyasi oluşumlar yasaklandı. Yasaklanan siyasi oluşumların içinde Müslüman Kardeşler hareketine dahil olan Suriye İhvanı da vardı. Müslüman Kardeşler 1928 yılında Mısır’da Hasan el-Benna öncülüğünde İslam’ı yeniden canladırmak için kurulmuş olan siyasi bir oluşumdur. Suriye İhvanı, Müslüman Kardeşler ile bağlantılıdır. Fakat Suriye İhvanı 1920 ve 1930’larda Fransız manda yönetimine karşı direnişe başlayan yerel İslami cemiyetler tarafından kurulmuştur. Bu bağlamda, Suriye İhvanı ve Müslüman Kardeşler kuruluş amaçları bakımından farklıdır. İhvan, Hafız Esad’ın karşısındaki en güçlü muhalif gruptu. Esad’ın bir azınlık olan Nusayrilerden olmasını eleştiriyordu. Hafız Esad döneminde mezhepçilik güç ve iktidar mücadelesi için bir araç olarak kullanıldı. Esad aşireti ailesi ve Şii grupların desteğiyle iktidar ağı ördü. Özellikle, istihbarat ve ordu kurumlarında üst görevlere getirilen, kadrolara alınan Nusayriler Baas partisinin garantörü görevini görüyordu. Bu durum, ülkedeki Sünni çoğunluğun tepkisini çekti ve muhalefetin güçlenmesini sağladı. Baas iktidarına karşı camilerde yerel halkın yardımıyla örgütlenen İhvan hareketi yasaklara rağmen varlığını sürdürdü. 1976 yılında Suriye İhvanı Mevran Hadid önderliğinde sokak protestolarına başladı. Hafız Esad Hadid’i bir tehdit olarak gördü ve tutuklattı. Hadid’in hapishanede yaptığı açıklık grevi sonrası hayatını kaybetmesi İhvanın şiddete yönelmesinde önemli bir etken oldu. Hareketteki şiddete yöneliş Baas parti binalarına, polis merkezlerine saldırılarla başladı. Rejimi temsil eden kişilere suikastler düzenlendi. 1979’da Halep topçu birliğine yapılan saldırı sonucu 32 kişi hayatını kaybetti. Esad’ın topçu birliğine yapılan saldırıya cevabı çok kanlı oldu. Tedmür Hapishanesi’nde tutuklu bulunan İhvan üyesi avukat, doktor ve çeşitli mesleklerden bine yakın kişi katledildi. Esad Müslüman Kardeşler hareketini kendine rakip gördüğü için, İhvan’a üye olmanın cezasını idam olarak belirleyen yasayı çıkardı. Bunun üzerine hareket 1980 yılında Esad’a suikast girişiminde bulundu. Fakat suikast başarısızlıkla sonuçlandı. Esad yönetimi ve İhvan hareketinin mücadelesi 2 Şubat 1982’de zirveye ulaştı. Esad yönetimi İhvann en güçlü olduğu şehirlerden biri olan Hama’ya hava saldırısı düzenledi. Tarihe Hama katliamı olarak geçen olayda on binlerce sivil hayatını kaybetti. Hama katliamından sonra İslami bir hareket olan İhvan Suriye dışına çıkmak zorunda kaldı. Fakat Suriye halkı yapılan katliamı unutmadı. Hama katliamından sonra Sünni çoğunluk başka hareketlere yöneldi. Esad yönetimi Sünni çoğunluğu baskıyla kontrol edemeyeceğini fark ederek, İslami muhalefete yönelik yumuşama politikası izledi. 1995 yılında Suriye dışındaki ihvan üyeleriyle uzlaşmaya çalışan Esad rejimi, İhvan üyelerinin Suriye’ye dönebilmeleri için 3 şart koşuyordu. Bu şartların ilki, 1976-1982 yılları arasındaki silahlı mücadeleden pişmanlık duyduklarını beyan etmeleri, İkincisi ülkeye bireysel olarak dönecekleri teminatında bulunmaları ve üçüncüsü ülkeye döndükten sonra siyasi faaliyette bulunmayacaklarını garanti etmeleriydi. Bu şartlar dönemin İhvan lideri tarafından kabul edilmedi. Gerekçesi, İhvan üyeliğini idamla cezalandıran kanunun hala yürürlükte olmasıydı (Akkaya, 2016).

Hafız Esad yönetimindeki Baas partisi tüzüğünde Suriye’nin Araplara ait bir ülke olduğu belirtilmiş ve azınlık kavramına yer verilmemiştir. Bu durum, Suriye’nin etnik yapısı göz önünde bulundurulduğunda yönetim için büyük bir sorunu temsil etmiştir. Esad Sünni çoğunluğun hak arayışını bastırdığı gibi, etnik bir grup olan Kürtleri de bastırmak için çeşitli politikalar izlemiştir. Suriye’de yaşayan Kürtlerin nüfusu yaklaşık olarak Suriye’nin %10’nu temsil etmektedir. Suriyeli Kürtler Türkiye sınırına bitişik üç bölgede yaşamaktadırlar. Bunlar: Haseke, Afrin ve Ayn-El Arap’tır. Bölgede etnik bir grup olarak anılan Ezidiler Kürt kökenlidir. Kürtler 1928 yılında Fransız manda yönetiminden özerklik talebinde bulunmuş fakat Fransa etnik azınlıkları desteklemek yerine dini azınlıkları desteklemeyi uygun görmüştür. Kürtlerin nüfusu Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de toplam 30 milyondur (Sökmen, 2016). Fransız manda dönemi ve sonrasında yükselişe geçen ulus devlet fikri Kürtleri de etkiledi. Abdullah Öcalan’ın Türkiye’de kurduğu Kürdistan İşçi Partisi (PKK), bir Kürt ulus devleti kurulmasını istiyordu. PKK terör örgütünün çıkarmaya çalıştığı ayaklanma Suriye Kürtlerini de etkiledi. Bu durumu bir avantaja çeviren Hafız Esad kendisiyle çatışma halinde olan radikal Kürtleri PKK terör örgütünün faaliyetlerine yönlendirdi. Esad, Türkiye’ye karşı PKK’ya destek verdi. Suriye’deki Kürtleri Türkiye’ye karşı terör eylemleri yapmaları için destekledi (Sökmen, 2016). Hafız Esad’ın PKK hamlesi, yönetimi boyunca hiç bir Kürt ayaklanmasıyla karşılaşmamasını sağladı. Esad öldüğünde oğlu Beşar’a otoriter ve baskıcı bir yönetim bıraktı.

1.3. Beşar Esad Yönetimi ve Savaş

Hafız Esad’ın 10 Haziran 2000’de ölmesiyle yerine oğlu Beşar Esad geçti. Hafız Esad’ın arkasında bıraktığı tasarlanmış planları vardı. Oğlu Beşar’ın karşılaşabileceği sıkıntıları önceden tahmin etmeye ve çözmeye çalıştı. Oğluna kilit görevlere getirdiği yönetime sadık kişilerin bulunduğu bir sistem bıraktı. Beşar Esad’a miras kalan sistem son derece baskıcı ve otoriter bir sistemdi (Şöhret, 2016). Beşar Esad ise yurt dışında eğitim görmüş, liberal düşünceleri olan birisiydi. Yönetime geldiğinde babasından farklı bir lider olduğunu kabul ettirmek isteyen Beşar bir takım hak ve özgürlüklere izin verdi. Konuşmalarında demokrasi ve şeffaflık vaadinde bulunuyordu (Koyuncu, 2018). 27 Eylül 2000’de Suriye muhalefeti için dönüm noktası olan 99’lar Bildirisi yayınlandı. Bildiride imzası olanlar çeşitli akademisyen, gazeteci ve sanatçılardı. Temsil ettikleri gruplar; Suriye İhvanı ve Kürtlerdi. Bildiriyle talep edilenler: 1963’ten beri uygulanan olağanüstü hal yasasının kaldırılması, siyasi suçluların affedilmesi, sürgünde olanların geri dönmesiydi (Topal, 2016). Bildiriden sonra Beşar Esad ”Şam Baharı” olarak adlandırılan bir dizi reform yaptı. Muhalifler için zulüm sembolü haline gelmiş Mezze Hapisanesi’ni kapattı ve 3000 siyasi mahkumu affetti. Sivil toplum kuruluşlarının ve çeşitli tartışma forumları kurulmasına izin verdi. Suriyeli aydınlar bu forumlarda buluşuyor ve ülkeyle ilgili tartışmalar yapıyorlardı. Bu durum ülkede bahar havası estirdi (Şöhret, 2016). Reformlarla özgürlüğün tadını alan Suriyeli aydınlar, daha fazla reform isteğiyle yönetimi sıkıştırmaya başladı. Ocak 2001’de 1000’ler Bildirisi adıyla yeni bir bildiri yayınlandı. Talep edilenlerden bazıları: Yeni bir parti kurulmasına izin verilmesi, özgür şartlarda seçim yapılması, sıkıyönetim olağanüstü hal ve bunlarla ilintili yasaların kaldırılması, gazetecilik ve basın özgürlüğünü koruyan kanunlar çıkartılmasıydı. Ayrıca, Suriye’deki Kürt sorunu için çözüm talep edilmişti (Topal, 2016). Yönetim bildiriyi bir tehdit olarak algıladı. Aydınların batının ajanları olduğu iddia edildi. Tartışma forumları iptal edildi ve önde gelen aydınlar tutukladı. Önceleri Esad tarafından desteklenen hareketler yasa dışı ilan edildi. Beşar Esad’ın reform denemesi başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durum Esad’ın güvenilmez bir lider olarak algılanmasına sebep oldu (Şöhret, 2016). Ülkede esen bahar havası kendisini Hafız Esad’ın zamanını aratmayan korku imparatorluğuna bırakmıştı. Fakat bu durum özgürlüğün tadını almış muhalefeti durduramayacaktı.

Sünni çoğunluğu temsil eden muhalif grup Suriye İhvanı yurt dışında veya Suriye’de yaşayan muhalifleri Ağustos 2002’de Londra’da toplantıya çağırdı. Bu toplantıda Suriye’de pasif direniş, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularını içeren bir doküman hazırlandı. Bu doküman 2004 yılında ”Yeni Suriye İçin Siyasi Proje” başlığıyla yayınlandı. Suriye İhvanı yayınladığı dokümanda temel prensiplerine yer vermişti. İnsan haklarına saygı duyduklarını, şiddeti kınadıklarını ve tek parti yönetimini reddettiklerini belirtmişlerdi (Akkaya, 2016). Diğer muhalif grup Kürtler ise 2003 yılında Demokratik Halk Partisi’ni (PYD) kurdu. PYD kısa sürede diğer Kürt partilerinin önüne geçti ve güçlendi. 2004 yılında Kamışlı şehrinde bir Kürt ayaklanması çıktı. Kamışlı ve Deyr ez-Zor takımları arasındaki futbol maçı, Arap – Kürt kavgasına dönüştü. Ayaklanma sadece Resulayn ve Kamışlı gibi Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde değil, Suriye genelinde yaşandı. Bu ayaklanma Suriye tarihindeki en geniş çaplı Kürt hareketi olarak tarihe geçti (Topal, 2016). Muhaliflerin Hafız Esad’ın ölümünden sonra güç kazanması ve özgürlük arayışları, Arap Baharı olarak adlandırılan isyanların Suriye’de başlamasını tetikledi.

Arap Baharı olarak adlandırılan isyanlar Tunuslu üniversite mezunu işsiz Muhammed Bouazizi’nin kendini yakmasıyla başladı. Kısa sürede neredeyse bütün bölgeyi etkisi altına aldı. Mart 2011’de Suriye’nin Dera kentine duvarlara yazı yazan gençlerin tutuklanması, Arap Baharı’nın Suriye’ye geldiğinin habercisiydi. Halk gençlerin tutuklanmasını protesto etmek için sokaklara çıktı. Dera kentinde başlayan protestolar diğer şehirlere de sıçramıştı. 18 Mart 2011’de Şam, Halep, Lazkiye, Hama, Humus gibi büyük şehirlerde son 30 yılın en büyük protestoları düzenlendi. Olaya müdahale eden güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu hayatını kaybedenler oldu. Ertesi gün düzenlenen cenaze töreninde güvenlik güçleriyle muhalifler çatıştı. Olayların ciddiyetini fark eden Esad, protestoları sonlandırmak için bir dizi reform yaptı. Halkın isteği üzerine Dera valisini görevden aldı ve ülkede 1963’ten beri uygulanan olağanüstü hal yasasını değiştireceğini vaat etti. Ancak Esad’ın söylemleri muhalifleri yatıştırmaya yetmedi. Beşar Esad halkın güvenini kaybetmişti. Muhalifleri ikna edemeyeceğini anlayan Esad protestoculara karşı şiddet kullanmaya başladı. Şiddet ve ölü sayısının her geçen gün artması protestoların güçlenmesine neden oldu. 2011 yılında Dera’da başlayan protestolar yerini çatışmalara bıraktı. Muhalifler 16 Temmuz 2011’de Esad rejimine karşı olan diğer muhalif gruplarla birlik olmak için İstanbul’da ”Ulusal Kurtuluş Konferansı” düzenledi. Konferansta Esad rejiminin yıkılması halinde geçici bir konsey kurulması kararı alındı. Bu süreçte, Esad rejimi saldırılara devam ediyordu. Ramazan ayında gösterilerin artacağını tahmin eden rejim 30 Temmuz 2011’de Hama’ya saldırı başlattı. Bir katliama dönüşen saldırıda tanklar da kullanıldı. Rejim 14 Ağustos’ta Lazkiye’ye saldırdı. 15 Ağustos’ta Humus’u kuşattı. Bu durum, ülke dışından baskıların artmasına neden oldu. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya hükümetleri Esad yönetimini kınadı ve orduyu şehirlerden çekmesini istedi. Esad televizyonda yaptığı konuşmada, Suriye’ye yapılacak bir dış müdahalenin çok büyük sonuçları olacağını söyledi (Polat, 2016).

Esad rejiminin sert tutumu ve sivillere yönelik saldırılar yapması muhalif güçleri silahlı mücadeleye iten ilk unsur oldu. Sivil halka ateş etmeyi reddeden rejim askerleri göz altına alındı ve infaz edildi. Askerlerin infaz edilmesi orduda bölünmeye sebep oldu. Bazı askerler ordudan ayrıldı veya firar etti. Ordudan ayrılan askerler Özgür Suriye Ordusunu (ÖSO) kurdu. ÖSO’nun kurulmasıyla, Esad’ın ordusundan firar eden subayların sayısı arttı. 2012 yılında 1200 rütbeli subay firar ederek ÖSO’ya katıldı. 11 Kasım 2012’de Katar’da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu kuruldu. Koalisyon amacının Esad rejimini devirmek ve Esad ordusuna karşı savaşan güçler oluşturarak koordinelerini sağlamak olduğunu belirtti. ÖSO bu koalisyonun askeri ayağını oluşturmaktaydı (Demirci, 2016). 2013 yılı muhaliflerin avantajı ele geçirdikleri yıl oldu. Muhalifler Halep’in büyük bölümünü ele geçirmiş, Şam şehir merkezine yaklaşmışlardı. Humus şehir merkezinde çatışmalar yaşanmıştı. Muhaliflerin güçlenmesi sonucu Kuzey ve Doğu Suriye büyük oranda rejimin elinden çıktı (Polat, 2016). Muhaliflerin Şam’a saldırması sonucu rejim, Kuzey Suriye’den çekilme kararı aldı. Güç kaybeden Esad’ın amacı Suriye için hayati önemi olan yerleri korumaktı. Rejimin Kuzey Suriye’den çekilmesiyle boşluğu PYD doldurdu. PYD’nin silahlı kolu Halkçı Koruma Birlikleri (YPG) bölgedeki en etkili güçlerden biri oldu (Topal, 2016). PYD Kuzey Suriye’yi Afrin, Kobane ve Haseke olarak 3 kantona ayırıp özerk yönetim kurduğunu ilan etti. Esad yönetimi Rusya ve İran’dan destek istedi. Şii Hizbullah örgütü Esad rejim güçlerinin yanında savaşa dahil oldu. 2014 İran’lı askeri unsurların Suriye’de yoğun olarak görüldüğü bir yıl oldu (Polat, 2016).

2014 yılında Irak’tan Suriye’ye yayılan IŞID kuzey ve doğudaki bölgelerin çoğunu ele geçirdi. IŞID bölgedeki diğer grupların aksine organize olabilen tecrübeli bir yapıydı. Kısa sürede Esad rejime karşı en güçlü muhalif gruplardan birisi oldu. IŞID terör örgütü temelde üç ana gruptan oluşmaktaydı. Birincisi ana grup olan yönetim kadrosu, ikincisi lidere biat etmiş olan grup ve üçüncüsü farklı ülkelerden gelen yabancı savaşçılardı (Polat, 2016). IŞID hakimiyet alanını genişletmek için Esad rejim güçleri ve YPG ile çatışmaya başladı. Çatışmaların en yoğun olduğu şehir Kobane oldu. Eylül 2014 yılında saldırılar neticesinde Kobane IŞID’in eline geçti. Ancak ABD’nin yaptığı hava saldırıları sonucu büyük kayıplar veren IŞID, Kürt Peşmerge güçlerinin de YPG’ye yardım etmesiyle Kobane’den çekilmek zorunda kaldı (Polat, 2016). IŞID ilerleyen yıllarda gittikçe güç kaybetti. 26 Ekim 2019’da IŞID lideri Ebubekir el Bagdadi’nin, ABD’nin yaptığı operasyonla öldürülmesi IŞID terör örgütünü tarih sahnesinden silen operasyon oldu. ABD Başkanı Donald Trump, Bagdadi’nin öldüğünü resmen duyurdu (Habertürk, 2019). Donald Trump’ın ABD askerini Suriye’den çekeceğini söylemesi, Türkiye’yi hareketlendirdi. Kuzey Suriye’de kurulacak olası bir Kürt devleti Türkiye’yi tehdit edebilirdi. Türkiye Suriye sınırlarında oluşabilecek muhtemel bir terör koridoruna karşı 32 kilometre derinlikte, 444 kilometre uzunlukta bir ”Güvenli Bölge” oluşturmak istedi. Ayrıca, savaş nedeniyle Türkiye’ye göç etmiş 3.6 milyon Suriye vatandaşının bir kısmının güvenli bölgeye yerleştirileceği belirtildi. Barış Harekatı adındaki operasyon başladı (BBC, 2019). Türkiye ve ÖSO’nun yaptığı operasyon sonucu Fırat’ın doğusunda yer alan Tel Abyad ve Resulayn PYD güçlerinden temizlendi. Böylece Güvenli Bölge kuruldu.

2.Çatışma Noktaları

Orta Doğu’nun en önemli aktörlerinden biri olan Suriye, sahip olduğu etnik ve dini çeşitlilikle dikkat çeken bir ülkedir. Fransız manda yönetimi döneminde böl ve yönet stratejisi sonucu etnik ve dini çatışma noktaları belirginleşmiştir. Manda döneminde inşa edilen milliyetçilik ideolojisi kısa sürede etkili olmuş ve Ulus devlet fikri bütün azınlıkları etkilemiştir. Suriye’nin siyasal yapısı çatışma noktalarını kavrayabilmek için önem teşkil etmektedir.

2.1. Suriye’nin Siyasal Yapısı

Günümüzde Suriye etnik ve dini kimlik açısından çeşitlilik göstermektedir. Suriye’nin nüfusu yaklaşık olarak 20 milyondur. Nüfus dine ve dile göre alt gruplara ayrıldığında: ülkenin yüzde 74 Sünni Müslüman, yüzde 16’sı Şii ve yüzde 10’nu Hristiyandır. Suriye’nin %82,5’i Arapça konuşmaktadır. Suriye’nin en büyük etnik azınlığı Kürtler, ülke nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 10’nu oluşturur (Koyuncu, 2018). Nüfusun yüzde 16’sını oluşturan Şiiler, Nusayri, Dürzi, İsmaililer olarak farklı gruplara bölünmüştür. Şii gruplarla birlikte Sünni Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve Yezidiler bölgede uzun zaman diliminden beri beraber yaşamaktadır. Etnik açıdan da çeşitliliğini koruyan Suriye’de Araplar, Türkler, Ermeniler, Kürtler ve Çerkesler yaşamaktadır (Koyuncu, 2016).

Suriye’nin yönetim biçimi 1973 tarihli anayasa ile cumhuriyet olarak belirlenmiştir. Cumhurbaşkanı 7 yılda bir halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı seçilme yaşı Hafız Esad döneminde 40 iken, ölümünden sonra oğlu Beşar Esad’ın seçilebilmesi için 34’e düşürülmüştür. Suriye’nin yönetim biçimi teorik olarak çok partili cumhuriyettir. Fakat Siyasal partiler Baas Parti’sinin denetimi altında tutulmaktadır. Suriye Lazkiye, Halep, Şam, Kuneytre, Humus, Hama, Suveyde, Tartus, Rakka, Deyrizor, İdlip, Haseke, Şam (il) ve Dar’a olarak 14 idari birime bölünmüştür. Hukuk sisteminde Fransız etkisinin belirgin olmasıyla birlikte, İslam hukuku da etkisini gösterir. Anayasa Mahkemesi en üst yasal mercidir. Anayasa Mahkemesi 5 üyeden oluşur ve üyeler Cumhurbaşkanı tarafından atanır (Koyuncu, 2018).

2.2. Etnik ve Dini Çatışma

Fransız devleti Suriye’yi işgal ettiğinde bölgede kalıcı bir manda yönetimi kurmayı amaçladı. Böl ve yönet stratejisi ile bölgedeki etnik ve dini farklılıklar derinleştirildi. Fransız yönetimi Suriye ordusunun temelini oluşturan Levant Özel Birliklerini kurmuştur. Levant Birlikleri azınlıklardan oluşturulmuştur (Koyuncu, 2016). Fransız eğitim sistemine göre eğitilen askerler ülkelerinde savunacakları milliyetçi fikirlerle donanıyordu. Uzun dönemli planlarını gerçekleştirmek isteyen sömürgeci güç, çeşitli okullar kurarak eğitim yoluyla bölgeye girdi. Suriye Protestan Koleji gibi kurumlarda eğitim alan öğrenciler Suriye’de milliyetçi düşünceyi yaymaya çalıştı. Avrupalılar tarafından idare edilen üniversitelerden mezun olan entelektüeller tarih, edebiyat gibi alanlarda çalışma yaparak Arap milliyetçiliği fikrine zemin hazırladı. Manda yönetiminin uyguladığı strateji, şüphesiz günümüzde bölgede yaşanan çatışmaların ilk tohumunu ekti (Koyuncu, 2018). Ulus devlet ve milliyetçilik inşası sadece Arap çoğunluğu değil azınlık olan Kürtleri de etkiledi. Dolayısıyla bölgede Arap milliyetçileri ve Kürt milliyetçileri çatışma haline geçti. İki grubun da amacı ulus devlet kurmaktı. Milliyetçiliğin yanında dini azınlıkların yönetimde olması da çatışmaların kronikleşmesindeki en büyük etkenlerden biridir.

İslam düşüncesindeki farklılaşma İtikadi-Kelami ve Fıkhi-Ameli mezheplerin oluşmasına sebep oldu. Günümüzde Fıkhi-Ameli (Sünni) mezhepler ve İtikadi-Kelami mezhepler kendi içinde farklı gruplara bölünmüştür. İslamın felsefi yönünü inceleyen İtikadi-Kelami mezheplerin içinde olan Şiilik kendi içinde Nusayri, İsmaili ve Dürzi olarak bölünmüştür. İslamın ibadet ve birey toplum ilişkisini inceleyen Fıkhi-Ameli mezhepler ise Hanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafilik olarak bölünmüştür. Suriye bölgesinde mezhepsel çeşitlilik olması şüphesiz bölünmelerden etkilenmesine neden olmuştur. Suriye’nin etnik ve mezhepsel yapısı çatışmalara zemin hazırlamaktadır. Kuzeyde Kürtler, Halep ve Şam bölgesinde Şii yönetiminde Sünniler, batıda Nusayriler, güneyde Dürziler ile Suriye etnik ve dini farklılaşmanın en yoğun olduğu bölgedir (Özgöker, 2016). Fikir ayrılıklarıyla oluşan mezhepler zamanla kendi içinde de alt mezheplere bölünmüştür. Bu durum, çözülmesi neredeyse imkansız sorunlar yumağı oluşturmuştur. Manda yönetiminin ayrıştırıcı politikası mezheplerin de ulus inancıyla hareket etmesine neden olmuş ve günümüz Suriye’sinin temel sorunları ortaya çıkmıştır. Buna göre bölgenin en büyük iki sorunu milliyetçilik ve mezhepçiliktir.

3.Çözüm Arayışları

2011 yılında Suriye’de başlayan savaşa çeşitli çözüm önerileri sunuldu. Toplantılar yapıldı, devlet şiddetini durdurmaya yönelik girişimlerde bulunuldu. Cenevre-1 konferansı bunlardan biridir. Konferansın gündeminde Esad sonrası yol haritası konuşulmuş ve ikinci toplantı için hazırlıklar yapılmıştır. Fakat ikinci toplantı Suriye muhaliflerinin dağınıklığı ve uluslararası aktörlerin fikir ayrılıkları yüzünden sürekli ertelenmiştir. ABD ve Rusya’nın bölgede belirleyici güç olması ve sundukları çözüm önerilerindeki farklılıklar bölgedeki çatışmaların devam etmesine sebep olmuştur. Cenevre-2 konferansı için uzun dönem hazırlıklar yapıldı. Konferansta öne çıkan iki gelişme oldu. Birincisi, Esad rejim güçlerinin ve muhalefetin ilk defa aynı toplantıya katılmasıydı. İkincisi, bazı bölgelere insani yardım ulaştırılması için müzakerelerin yapılmasıydı. Muhalifler geçiş hükümeti kurulmasını şart koşuyordu. Esad rejimi müzakereler sürerken şehirleri bombalamaya devam ediyordu (Polat, 2016).

ABD ve Rusya’nın öncülüğünde Suriye savaşına çözüm bulmak için Avusturya’nın başkenti Viyana’da toplantılar düzenlendi. BM, AB ve Arap temsilcilerin katılımıyla yapılan Viyana toplantılarında taraflar 6 ay içerisinde geçiş hükümeti kurulmasına ve 18 ay içerisinde seçim yapılmasına karar verdi. Fakat toplantılarda alınan kararlar uygulanmadı. Yüksek Komite adında 32 kişilik bir grup kuran muhalefet, bir müzakere heyeti belirledi. Muhalifler Cenevre-3 konferansının sağlıklı şartlarda yapılabilmesi için ülke çapında ateşkes yapılmasını önerdi. Şubat 2016’da Muhalifler ile BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura Viyana’da ön görüşme gerçekleştirdi. Müzakerelerde hangi grupların yer alacağı üzerine yapılan konuşmalar sırasında, Rusya ve Esad rejimi Halep’e saldırdı. Tüm muhalefeti yok etmeyi hedefleyen Rusya ve Esad, 5 günde 260’tan fazla hava saldırısı gerçekleştirdi. Yüzlerce sivilin ölmesine sebep oldu. Esad rejimi yapılan toplantılarda çözüm taraftarı görünerek muhalefeti ve uluslararası aktörleri oyaladı. Cenevre konferansları Suriye savaşına çözüm bulmakta yetersiz kaldı (Polat, 2016). Ocak 2018’de Türkiye, Rusya ve İran ”Suriye Ulusal Diyalog Kongresi”nde bir araya geldi.

Rusya’nın Soçi şehrinde yapılan kongrenin amacı, BM himayesinde yapılan toplantıların yeniden canlandırılmasıydı. Yapılan kongrede yeni bir anayasa yapması için ”Suriye Anayasa Komitesi” oluşturuldu (Sputnik, 2018). Suriye Anayasa Komitesi savaşın taraflarını temsil eden üyelerden oluşan bir komitedir. BM Suriye’de seçimlerin yapılabilmesi ve reformların başlatılabilmesi için Komite’nin kilit rol oynadığını ifade etmiştir. Komite toplantısının ilk tur görüşmeleri 30 Ekim 2019’da başladı. İlk turu olumlu geçen Komite toplantısının, ikinci turu için 25 Kasım tarihi kararlaştırıldı. Fakat toplantıların ikinci turunda Esad rejimi yanlısı komite üyelerinin uzlaşmaz tavrı nedeniyle yazım kurulu bir araya gelemeden toplandı sona erdi. Suriye Anayasa Komitesi iki yapıdan oluşur. Birincisi büyük yapı olarak adlandırılan komite üyelerinin tümünü kapsayan yapı. Büyük yapı kendi içinde üçe ayrılır; rejim yanlısı üyeler, muhalefeti temsil eden üyeler ve sivil toplum temsilcileri. İkinci yapı ise küçük yapı olarak adlandırılan üç gruptan eşit şekilde seçilmiş 45 kişilik yazım kuruludur. Yazım kurulunun hazırladığı taslakları 150 üyenin onaylaması gerekir. Bir taslağın kabul edilmesi için en az %75 evet oyu alması gerekir. BM Suriye Anayasa Komitesi toplantılarının üçüncü turunun, ancak rejimi ve muhaliflerin gündem konusunda uzlaşmaları halinde gerçekleşebileceğini belirtti (TRT Haber, 2019). Görünen o ki, Komite Suriye halkının kültürüne işlemiş fikir ayrılıklarını çözmekte yetersiz kalıyor. Zamanla inşa edilmiş mezhepçilik ve ulusçuluk fikirleri Suriye’nin birlik olmasına engel olmaktadır.

3.1. Çözüm

Suriye’de barışı hakim kılabilmek için çözülmesi gereken iki ana sorun mezhepçilik ve milliyetçiliktir. Uluslararası aktörlerin bölgede barışı sağlamak adına attığı adımlar sonuç vermemiş, mezhepsel ve milliyetçi fikirler daha da güçlenmiş, savaş bir çıkmaza girmiştir. Barış adına Uluslararası toplantıların yapıldığı İsviçre’nin Cenevre şehri Ortadoğu’nun Suriye’sine çözüm bulamamıştır. Keza Suriye Anayasa Komitesi’nin de çeşitli etnik ve dini grupların kabul edeceği bir anayasa yapabilmesi gerçekten çok uzak gözükmektedir. Esad rejimi muhaliflerin dağınıklığından yararlanmaktadır. Barış görüşmelerini çıkmaza sokup gün geçtikçe kendi totaliter iktidarını sağlamlaştırmaktadır. Buna göre, sorunların çözülebilmesi için anayasa planından önce muhalifleri temsil eden bir bölgede barış sağlanmalıdır.

Türkiye’nin sınır güvenliğini korumak için oluşturduğu Güvenli Bölge kalıcı barış için atılmış bir adıma dönüşebilir. Suriye savaşına çözüm bulmak için kurulacak bir hükümetlerarası örgüt barışa öncülük edebilir. Hükümetlerarası örgütün adı amacını yansıtmalı ”Barış Birliği” kurulmalıdır. Türkiye Güvenli Bölge’de kalıcı olmadığını uluslararası arenada ispat etmelidir. Öncelikle Güvenli Bölge’nin adı değiştirilmeli bölge Barış Birliği olarak adlandırılmalıdır. Kurulacak birliğin adını taşıyan bölge Barış Birliği’nin merkezi olmalıdır. Birliğin Uluslararası etki yaratması için adı İngilizce ”Peace Union” olarak kullanılmalıdır. Güvenli bölgeye bir yönetim atanmalı veya oluşturulmalıdır. Bu yönetim kurulacak Barış Birliği’nin denetiminde olmalıdır.

Tespit edilen iki ana çatışma noktasına çözüm bulmak için kurulacak Barış Birliği hiç bir mezhebe, hiç bir millete aidiyeti olmayan bir birlik olmalıdır. Birlik Fransız manda yönetimi zamanında derinleştirilen fikir ayrılıklarını kapatmak için kurulmalıdır. Hiç bir ayrışmaya yer vermemek için birliğin bir sembolü veya bayrak şekli olmamalıdır. Barış Birliği’nde milliyetçilik ve ulus devlet fikrine yer olmamalıdır. Ancak böyle bir birlik Suriye’deki bölünmüş halkı toparlayabilir ve kalıcı barışı sağlayabilir. Barış Birliği ile ilgili bir çalışma gerekli görüldüğü takdirde kaleme alınacaktır.

Sonuç

Suriye tarih boyunca çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. M.Ö. 1200’de kurulan Aram İmparatorluğu ile şekillenmeye başlayan günümüz Suriye’si, farklı kültürlerle harmanlanmıştır. Hristiyanlık dinin yayılmaya başladığı yer olarak kabul edilen Suriye bir çok Hristiyan mezhebi tarafından kutsal kabul edilir. İncil’in bazı bölümleri Aramice yazılmıştır. Suriye’de Hristiyan mezheplerinin bir mozaiği görülür (Khella, 2017). Emeviler devletinin kurulmasıyla İslam ile tanışan Suriye, İslamın mezheplere bölünmesiyle neredeyse bütün mezheplerin var olduğu bir bölge olmuştur. 20. Yüzyıla kadar İslam devletlerinin kontrolünde olan Suriye, Fransa’nın bölgeyi işgal etmesiyle Fransız manda yönetimine girmiştir.

Fransız manda yönetimi böl ve yönet stratejisi uygulayarak etnik ve dini farklılıkları derinleştirip çatışma ortamı yaratmayı amaçlamıştır (Yıldırım, 2016). Fransızlar Suriye Protestan Koleji gibi açtıkları okullarda milliyetçilik ve ulus devlet inancını azınlıklara aşılamıştır (Koyuncu, 2018). 1946 yılında Fransa’nın manda yönetimini bırakmasıyla bağımsızlığını kazanan istikrarsızlaştırılmış Suriye fazla dayanamayacak ve darbeler zinciriyle karşılaşacaktır. 1946-1970 yılları arasında çeşitli darbeler ve darbe girişimleri olmuştur. 1970 yılında yaptığı darbe ile ülke yönetimini ele geçiren Hafız Esad, kendi kabilesinden veya mezhebinden kişileri devletin üst kademelerine getirmiştir. Esad bir iktidar ağı örmüştür. Bu durum Sünni çoğunluğu rahatsız etmiş ve muhalefetin güçlenmesini sağlamıştır (Şöhret, 2016). Hafız Esad öldüğünde yerine oğlu Beşar Esad geçmiştir. Beşar Esad Suriye’yi demokratikleştirme adına adımlar atmıştır. Fakat ülkenin demokratikleşmesine izin vermemiş ve babasından aldığı otoriter rejime geri dönmeye karar vermiştir. Bu durum, özgürlük isteyen halkı hareketlendirmiş ve Arap baharının ülkeye yayılmasında etkili olmuştur (Polat, 2016). Manda yönetiminin zamanla inşa ettiği fikir ayrılıkları Suriye savaşının tetikleyicileri olmuştur. Fransızlar tarafından azınlıklara verilen destek ve eğitim, bölgede milliyetçiliğin gelişmesini ulus devlet anlayışının inşa edilmesini sağlamıştır (Koyuncu, 2018). Manda yönetiminin ayrıştırıcı politikası dini mezheplerin de milliyetçilik ve ulus devlet fikriyle hareket etmesine neden olmuştur. Bu çalışma bölgedeki çatışmaların iki ana nedenini tespit etmiştir. ”Milliyetçilik” ve ”Mezhepçilik” bölgenin iki ana çatışma noktasıdır.

Sonuç olarak, bölgede barışın sağlanması için uluslararası aktörlerin attığı adımlar sonuç vermemiştir. Esad rejimi barış görüşmelerini oyalayarak muhalefeti yok etmeye çalışmaktadır. Buna göre, muhaliflerin birlik olması ve belirli bir bölgede barışı sağlaması gerekmektedir. Türkiye’nin sınır güvenliğini korumak için oluşturduğu Güvenli Bölge barış için atılmış ilk adım olabilir. Güvenli Bölge’nin merkezi olduğu bir hükümetlerarası örgüt kurulmalıdır. Bu örgütün adı ”Barış Birliği” olmalıdır. Türkiye’nin öncülük edeceği Barış Birliği bölgedeki çatışma noktalarına çözüm olmak için kurulmalıdır. Fransız manda yönetiminin derinleştirdiği fikir ayrılıklarını kapatmak için kurulacak birlik hiç millet veya mezhebe ait olmamalıdır. Ancak bu şekilde hareket eden bir birlik Suriye Savaşı’na çözüm olabilir.

Kaynakça

Koyuncu, A.A. (2018) Kuruluşundan Arap Baharı’na Suriye Milliyetçilik ve Ulus İnşası. İstanbul: Sude Yayınları.

Aydın, R. (2018) ”Ulus Uluslaşma ve Devlet Bir Modern Kavram Olarak Ulus Devlet”, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, 1:229-256.

Khella, K. (2017) Uygarlığın Beşiğinden Modern Dünyanın Krizine Suriye (Çev: U. Akmaz). İstanbul: Pales Yayınları.

Yıldırım, Z. (2016) ”Suriye Siyasi Tarihi”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 3-29.

Şöhret, M. (2016) ”Suriye’nin Siyasal Yapısı”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 39-83.

Özgöker, C. ve H. Çelik (2016) ”Suriyeli Hıristiyanlar”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 281-289.

Akkaya, N.G. (2016) ”Suriye Müslüman Kardeşler Hareketi: Kuruluşu, Söylemi ve Siyasal Faaliyetleri”, M. A. Okur, N. Salık (eds.) Bağımsızlıktan Arap Baharına Suriye İç ve Dış Poltika, İstanbul: Nobel, 159-186.

Koyuncu, A.A. (2016) ”Suriye’de Azınlıklar ve Azınlıklar Arası İlişkiler”, M. A. Okur, N. Salık (eds.) Bağımsızlıktan Arap Baharına Suriye İç ve Dış Poltika, İstanbul: Nobel, 159-186.

Özgöker, C. ve H. Çelik (2016) ”Suriyeli Sunniler”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 191-197.

Polat Ş.D. (2016) ”Arap Baharı ve Suriye Savaşı”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 138-155.

Demirci, R.S. (2016) ”Özgür Suriye Ordusu”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 138-155.

Polat, Ş,D. (2016) ”Irak Şam İslam Devleti”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 211-226.

Sökmen, İ.A. (2016) ”Suriye Kürtleri”, H. Çomak, C. Sancaktar, Z. Yıldırım (eds.) Uluslararası Politikada Suriye Krizi, İstanbul: Beta, 231-252.

Topal, F.Ö. (2016) ”Beşşar Esad Döneminde Toplumsal Muhalefet ve İç Savaş”, M. A. Okur, N. Salık (eds.) Bağımsızlıktan Arap Baharına Suriye İç ve Dış Poltika, İstanbul: Nobel, 67-98.

İnternet Erişimleri

Habertürk. (2019, 27 Ekim) Son Dakika Terör Örgütü DEAŞ Lideri Bagdadi Öldürdü. 24 Ocak 2020 tarihinde

https://www.haberturk.com/son-dakika-teror-orgutu-deas-lideri-bagdadi-olduruldu-2534885 adresinden erişildi.

BBC. (2019, 14 Ekim) Barış Pınarı Harekatı: 5 soruda Fırat’ın Doğusunda Başlayan Operasyon. 24 Ocak 2020 tarihinde https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49961559 adresinden erişildi.

Sputnik. (2018, 29 Ocak) Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Başladı. 24 Ocak 2020 tarihinde https://tr.sputniknews.com/rusya/201801291032012027-suriye-ulusal-diyalog-kongresi-basladi/ adresinden erişildi.

TRT Haber. (2019, 9 Aralık) Suriye Anayasa Komitesi Görüşmelerinin Üçüncü Turuyla İlgili Belirsizlik Sürüyor. 24 Ocak 2020 tarihinde
https://www.trthaber.com/haber/dunya/suriye-anayasa-komitesi-gorusmelerinin-ucuncu-turuyla-ilgili-belirsizlik-suruyor-445488.html adresinden erişildi.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir